Menünüzü turistler için nasıl çevirirsiniz
Yemeğin yerel adını koruyun ve adını çevirmek yerine altına kısa bir açıklama ekleyin. Tavče gravče, Tavče gravče olarak kalmalı; altında ise biberli fırın fasulye olduğunu anlatan bir satır olmalı. Çevrilen ad yemeği kaybettirir; açıklama ise onu satar ve ziyaretçiye bir şey öğretir.
5 dk okuma Yayımlandı
Bir yemeğin adını çevirmeli misiniz?
Genellikle hayır. Geleneksel bir yemek adı, ziyaretçinin buraya gelme sebebinin bir parçasıdır ve adı çevirmek, denemek istedikleri şeyi sıradanlaştırır. "Fırın fasulye", bir turiste Tavče gravče hakkında hiçbir şey anlatmaz, konserveden çıkmış gibi gösterir ve makarna yerine onu sipariş etmek için hiçbir sebep bırakmaz.
İşe yarayan yaklaşım, özgün adı kendi dilinde korumak ve altına tabağa ne geleceğini söyleyen net bir cümle eklemektir. Misafir adı öğrenir, yemeği anlar ve garsona söyleyebilir. Bu, her açıdan bir çeviriden daha iyi bir sonuçtur.
Açıklama gerçekte ne demeli?
Neyden yapıldığını ve nasıl pişirildiğini sade kelimelerle söyleyin. Ziyaretçi bir şeyi sevip sevmeyeceğine karar veriyor, tarif okumuyor. On on beş kelimelik bir cümle işi görür; bir paragraf okunmaz.
Önce ana malzemeyle başlayın, sonra pişirme yöntemi, sonra ayırt edici olan ne varsa. "Kırmızı biber ve kırmızı toz biberle ağır ateşte pişirilmiş fasulye, piştiği toprak kapta servis edilir" bir satırda gereken her şeyi söyler. Her dilde aynı gelen ama hiçbir şey anlatmayan "geleneksel" ya da "özel" gibi kelimelerden kaçının.
- Önce ana malzemeyi yazın — insanların gözü onu arar.
- Nasıl pişirildiğini söyleyin: ızgara, fırın, kızartma, çiğ, füme.
- Ziyaretçinin beklemeyeceği her şeyi belirtin: çok acı, çok büyük porsiyon, soğuk servis, domuz eti içerir.
- Tek cümlede tutun. En fazla iki.
Hangi dilleri eklemeye değer?
Prestijli görünenlerle değil, gerçek misafirlerinizin konuştuğu dillerle başlayın. Çoğu mekân için bu, yerel dil artı İngilizce, ardından salonunuzda en sık karşılaştığınız ziyaretçi dili demektir. Garsonlarınıza sorun — onlar bunu her analiz aracından önce bilir.
Basılı menülerin ağır kaybettiği yer burasıdır. Her ek dil demek, bir basılı sürüm daha, saklanacak bir deste daha, bir fiyat değiştiğinde bir baskı daha ve doğrusunu garsondan istemek zorunda kalan bir misafir demektir. Dijital menü tüm dilleri aynı anda taşır ve seçimi misafire bırakır; yani dördüncü bir dil eklemek yazı yazmaktan başka hiçbir şeye mal olmaz.
Alerjenler ve diyet bilgisi ne olacak?
Bunları net biçimde ve her dilde işaretleyin. Domuz eti, gluten ya da süt ürünü yiyemeyen bir ziyaretçi genellikle sormak yerine menüdeki en güvenli görünen şeyi sipariş eder; bu da normalde vereceğinden daha az sipariş vermesi demektir. Basit ve görünür etiketleme, o tereddüdü siparişe çevirir.
Kapsamlı olmaktan çok doğru olun. Bariz durumları işaretlemek — domuz eti içerir, fındık içerir, vejetaryen, glutensiz yapılabilir — gerçek soruların çoğunu karşılar. Mutfak gerçekten arkasında duramıyorsa bir yemeğin bir şeyden arınmış olduğunu iddia etmeyin.
Sık Sorulan Sorular
Geleneksel yemek adlarını İngilizceye çevirmeli miyim?
Hayır. Özgün adı koruyun ve altına yemeğin ne olduğunu söyleyen kısa bir açıklama ekleyin. Adı çevirmek, ziyaretçinin denemeye geldiği şeyi kaybettirir; tek satırlık bir açıklama ise yemeği anlatır, satar ve misafire garsona söyleyebileceği bir kelime öğretir.
Bir restoran menüsünde kaç dil olmalı?
Yerel dilinizle ve İngilizceyle başlayın, sonra misafirlerinizin gerçekte en sık konuştuğu dili ekleyin — garsonlarınız bunu her veriden önce bilecektir. Basılı menüde her dil yeniden bastırılacak bir sürüm daha demektir; dijital menüde misafir kendi dilini kendisi seçer.
Menü için makine çevirisi yeterli mi?
Sıradan yemeklerin açıklamaları için genellikle evet. Geleneksel yemeklerde ise sık sık kötü sonuç verir, çünkü adı yanıltıcı bir şeye çevirir. Yayına almadan önce menünün son hâlini o dili konuşan bir kişiye okutun, özellikle de yöresel lezzetleri.